iş ilanları

8 MART DÜNYA EMEKÇİ KADINLAR GÜNÜ DOLAYISIYLA YAPTIĞIMIZ BASIN AÇIKLAMASI

 

BASINA VE KAMUOYUNA

ŞİDDET BİR İNSANLIK SORUNUDUR

HER TÜRDEN BASKI VE ŞİDDETİ KINIYOR ve TOPLUMUN BÜTÜN KESİMLERİNİ ŞİDDETLE MÜCADELEYE ÇAĞIRIYORUZ.

 

Her sabah gözümüzü;  çocuklara, kadınlara, akıl hastalarına, yaşlılara, engellilere ve hatta can dostumuz dediğimiz kedilere, köpeklere uygulanan şiddet, tecavüz, vahşice işlenen cinayet haberleri ile açıyoruz.

Her geçen gün artarak devam eden  şiddet, varlığını kimi zaman dayak, kimi zaman tecavüz, kimi zaman ise baskı, kısıtlama şeklinde kendini her yerde göstermektedir.

Çocuklarımıza, gençlerimize çok küçük yaşlardan itibaren okullarda ve hatta tüm kamusal alanda yaygın bir biçimde yazılı ve görsel medya araçları ile şiddet bir sorun çözme biçimi  ve olağan bir sonuç olarak sunulurken  ve okullara kadar giren şiddet olayları günlük yaşamın bir parçası haline gelmiştir.

Son on yılda intiharların yanı sıra cinayet ve toplumun zayıf kesimlerine yönelen şiddetteki artış  endişe verici boyutlardadır. 

Emniyetin verilerine göre son 10 yılda işlenen cinayet sayısı yüzde 300 oranında artmış, şiddet, taciz ve tecavüz suçlarındaki artış yaklaşık 15 kata ulaşmıştır.

Sadece son iki yılda tecavüze uğrayan, vahşi cinayetlere  kurban giden çocuk ve kadın sayısı ise 1000’i geçmiştir.

Yıllardır  her tecavüzün her vahşi cinayetin ardından “tecavüzcüler  hadım edilsin… bebekleri, çocukları ve  kadınları vahşice öldürenler idam edilsin…” söylemleri bir süre sonra yerini sessizliğe bırakmaktadır. Tıpkı 15.04.2009 tarihinde 13-14 yaşındaki 8 öğrencinin tecavüz ettikten sonra birisini öldürüp diğerini ölüm terk ettikleri iki ve üç yaşındaki  bebekler gibi …  28.03.2011’de Sultangazi’de, üvey annesi ve anneannesi tarafından öldürülen ve parçalanmış cesedi sokağa atılan 9  yaşındaki Fırat gibi….

Sonrasında ise yeni bir vahşet haberine kadar toplum derin bir suskunluğa bürünmekte, şiddet  ise evde, okulda, yolda, sokakta, işte, cezaevinde tüm acımasızlığı ile devam etmektedir.

*11.02.2015 Mersin'in Tarsus ilçesinde tecavüz girişimine direndiği için sopayla dövülen, defalarca bıçaklanan, elleri  kesildikten sonra benzin dökülüp yakılarak öldürülen 20 yaşındaki Özgecan Aslan,

*Ocak 2014,  2. bebekleri de kız olduğu için eşinin uyurken şakaklarına  elektrik vererek acımasızca öldürdüğü  Mübarek Turan,

*29.04.2014,  tecavüz edildikten sonra yakılarak öldürülen  6 yaşındaki Gizem,

*06.10.2014  Babası tarafından dövülerek öldürülen 3 yaşındaki İ. A.K

*29.12.2014,  Antalya’da ormanlık alanda başı, el ve ayakları kesilmiş halde bulunan kimliği belirsiz kadın

*06.01.2015, dövülüp taciz edilmiş olarak Gaziantep Tren Garında bulunan 3 yaşındaki İ.K.

*22.01.2015,  annesi tarafından küvette boğularak öldürülen 7 aylık bebek K.K.

*17.02.2015,  öldürülmüş ve elleri kesilmiş halde bulunan Nuran Dutlu,

*18.02.2015,  17 yıllık eşi tarafından öldürülüp cesedi parçalanarak çöp konteynırına atılan Kübra Kart

*19.02.2015, tartıştığı erkek arkadaşı tarafından  aracın altında sürüklenerek öldürülen Hüsne Aslan,

*22.02.2015,  Yakılarak öldürülmüş cesedi zeytinlik içindeki bir barakada  bulunan 21 yaşındaki sağır ve dilsiz Emine Girginer

*23.02.2015’de parçalanan ve yakılarak öldürülen 18 yaşındaki İbrahim Yerli,

*24.02.2015, Üvey oğlu tarafından  bıçaklanarak öldürülen Sabiha Teskiricioğlu,

*2402.2015,  tartıştığı eşi tarafından üzerine kaynar su dökülerek yakılan Mehtap Atalan

*24.02. 2015  Cami tuvaletinde tecavüze uğrayan 36 yaşındaki akıl hastası M.A.

*24.02.2015 kredi kartlarını vermediği için alkollü babası tarafından öldürülen  Yakup Karataş

……

Son iki yılda şiddete, vahşete kurban verdiğimiz yüzlerce çocuk, kadın, engelli, akıl hastasından sadece birkaçı…

Şiddet karşımıza kimi zaman pompalı tüfek, tabanca, dönerci bıçağı satır, muşta, taş, sopa, tekme, tokat ile kimi zaman sözlü taciz, cinsel taciz, töre vb. çeşitli şekillerde ve araçlarla çıkıyor.

Şiddetin mağduru bazen masum bir bebek, bir çocuk, bir kadın olarak karşımıza  çıkarken bazen de  bir öğrenci,  bir işçi,  bir memur olarak hatta savunmasız bir hayvan olarak çıkıyor.

Şiddet bazen anne, baba, kardeş, komşu, sokaktaki bir insan, işyerinde bir çalışan bazen  bir gazete, bir program, bir politik görüş içimizi yakarken bazen de  iktidarıyla, muhalefetiyle şiddet ve nefret diline dönüşen siyasetin dili  olarak karşımıza çıkıyor ve kısır döngünün içinde  her gün daha fazla çocuk ve kadın şiddete kurban veriliyor.

Tecavüzün, cinsel arzularla değil, mağdurun bedeni üzerinde iktidar kurma, denetim ve şiddetle ilgili olduğu göz ardı göz ardı edilerek kadın ve çocuğa yönelik tecavüz vakalarında “mağdurun giyim – kuşamının “tartışma konusu edildiği, mini etek – tayt giren kız öğrencilerin tecavüz timleri ile tehdit edilerek uzun etek giymeye zorlandığını üzüntüyle izlemekteyiz.  Daha dün tecavüze direndiği için elleri kesilip darp edilen ve yakılarak öldürülen  Özgecan Aslan’ın acısı yüreklerimizi yakarken kan donduran cinayet, tecavüz haberleri birbiri ardına gündeme düşmeye devam ediyor.

Kadının yerini evi, kocasının dizinin dibi sayan günlük politikaların yanı sıra  siyasetin dili de dahil olmak üzere toplumun tüm kesimlerinde şiddetin bir çözüm aracı olarak kabul görmesi, şiddet mağdurlarının bazen kılık kıyafeti, bazen mesleği bazen de  sosyal statüsü nedeniyle şiddeti hak ettiği algısının topluma empoze edilmeye çalışılması,  şiddeti ve vahşeti sıradanlaştırmaya yönelik söylem ve uygulamaların  şiddetle mücadeleyi söylemden öte gitmeyen bir hale soktuğu son 10-15 gün içinde basına yansıyan vahşet , şiddet ve tecavüz haberleri ile ortaya çıkarken aynı günlerde ortaya atılan mini etek tartışmaları, Kepez Anadolu Lisesinde bir müdür yardımcısının kısa etek ve tayt giyen kız  öğrencilere karşı son sınıf erkek öğrencilerden oluşan taciz timi kurmaya kalkışması, 6 yaşında kız çocuğu evlendirilebilir şeklindeki söylemlerle çocuklara ve kadınlara yönelen şiddetin ve vahşetin tetiklendiği unutulmamalıdır

Çocuklara ve kadınlara yönelen şiddet ,  ruhen ve bedenen bakım ve gözetim ihtiyacı altında olan akıl hastalarını ve engellileri de içine alarak  her geçen gün artarken gazetelere /televizyonlara yansıyan  savunmasız hayvanlara yönelik tecavüz ve şiddet haberleri şiddetin her alanda giderek yaygınlaştığını gözler önüne sermektedir.

Kısaca “güç ve baskı uygulayarak insanların bedensel veya ruhsal açıdan zarar görmesine neden olan bireysel veya toplu hareketlerin tümü” olarak tanımlayabileceğimiz; kadına, çocuğa, engelliye, akıl hastalarına yönelik şiddet ve tecavüz vakalarının  münferit vakalar olarak görülmesi mümkün değildir.

Unutulmaması gereken önemli bir nokta da ; Şiddetin temelinde bireysel nedenler olduğu kadar toplumsal nedenleri de barındırmasıdır. Ayrıca, şiddetin, toplumda yanlış tanımlanması, algılanması, normalleştirilmesi ve hatta “kızını dövmeyen dizini döver” gibi söylemlerle şiddetin geleneksel bir terbiye modeli olarak benimsenmesi şiddet olaylarının yaşanmasını kolaylaştırmaktadır.

Kadın kocası olmadan dışarıda dolaşmamalı diyenlerin, kızlı erkekli yaşanan evlerden söz ederek yarattığı mahalle baskısının kadınları,  “Kızlar 6 yaşında evlenebilir… fetvalarının 6 yaşındaki çocukları tecavüzcülerin hedefi haline getirdiği,

Resmi-gayri resmi söylemlerle şiddetin ve baskının açık veya gizli şekilde onaylandığı, şiddetin toplumun geniş kesimlerinde hala bir yaşam biçimi olarak benimsenmeye devam ettiği bir ortamda şiddetle mücadelede bir yere varılması mümkün değildir.

Şiddet eğilimli kişilerin çoğunun geçmişte ailesinden şiddet görmüş kişiler olduğu, çocukluk çağlarında maruz kalınan şiddetten kaynaklanan travmaların çocukların  gelecekteki yaşamları üzerinde son derece önemli etkilerinin olduğu, aile içi şiddete maruz kalarak merhamet ve acıma duyguları körelen çocukların kavgacı, hayvanlara ve kendilerinden daha zayıf başka çocuklara şiddet uygulama ve eziyet etme davranışlarını sıkça gösteren kişiler olduğu  ve bu  çocukların saldırgan cinsel dürtülerinin hedefinin genellikle kadınlar ve çocuklar olduğu ve şiddeti n her zaman şiddeti doğurduğu  göz önüne alınarak;  giderek yaygınlaşan ve toplumun tüm kesimlerinde derin yaralar açan kadına ve çocuğa yönelik şiddetle mücadelenin ilk halkasının aile içi şiddetle mücadele olduğu unutulmamalıdır.

Zira “Kadının ve çocuğun;  ailenin reisi olarak kabul edilen erkeğe, çocuğun ise;  ebeveyne mutlak bağlılık ve onun davranış modeli olarak seçtiği modellere kusursuz ve sorgusuz olarak uymaları genel kabul gördüğünden erkeğin karısına ve çocuğuna uyguladığı şiddet ve baskı bir terbiye modeli olarak” evde şiddet olarak karşımıza çıkan bu yapı  aynı zamanda  “Aile içindeki karşılaşılan fiziksel, cinsel şiddetin çok küçük bir kısmı adli makamlara bildirilirken psikolojik şiddet, ekonomik şiddet çoğu zaman şiddet olarak bile değerlendirilmemesi, şiddet mağdurları için alınması gerekli koruyucu ve  destekleyici tedbirlerin alınmaması nedeniyle şiddetin kadın ve çocuklarda yarattığı travmalar,   şiddetin bir sonraki nesile aktarılmasına neden olmakta ve şiddet uygulanan evlerde büyüyen çocuklar, büyüdüklerinde başta  kendi eş ve çocukları olmak üzere kendilerinde daha zayıf durumda olan bireylere karşı şiddet uygulayan kişiler olarak karşımıza çıkmaktadırlar.

Öte yandan şiddetin toplum içinde, toplum tarafından nasıl sunulduğu, nasıl kabul gördüğü şiddetle mücadelede irdelenmesi gereken bir diğer önemli husustur. Çünkü kabul gören şiddet de meşrudur.

Çalışma hayatında uygulanan sözel ve psikolojik şiddetten çalışanların özlük haklarının gasp edilmesine, siyasi iktidarların sosyo-ekonomik politikalarından okullarda olağan hale gelen şiddete ve hatta sokakta hayvanlara uygulanan şiddete kadar herkesin şiddetin çeşitli biçimleri ile karşı karşıya geldiği, güçlü olanın kazandığı bir yaşam biçiminin kanıksatılmaya çalışılmaktadır.

Tüm bunların sonucun da kamusal alanda yaşanan şiddeti bir yaşam biçimi olarak benimseyen bireylerin aynı şiddeti evde de göstereceği, işyerinde sözle veya psikolojik şiddete maruz kalan bir çalışanın işyerinde gördüğü şiddetin çok daha ağırını evinde eşine, kardeşine yahut çocuğuna uygulayacağı gerçeğinin göz ardı edilmesinin aile içi şiddete, çocuğa ve kanda yönelen şiddete zemin hazırlayan önemli bir faktör olduğu da  hiçbir zaman göz ardı edilmemelidir.

Şiddetin geldiği nokta toplumda şiddetin artışına etki eden ekonomik, kültürel, sosyal, yasal pek çok unsuru bir arada değerlendirmeyi, toplumun ruh sağlığına etki eden unsurları tanımlamayı, bireylerin ruhsal ve bedensel sağlıklarının düzeltilmesini, ruhsal sorunların erken dönemde bireysel-ailesel desteğin sağlanmasını, yaşam şartlarının iyileştirilmesini, eğitimin iyileştirilmesini, toplumsal sorumluluk ve dayanışma duygusunun geliştirilmesini ve şiddetin engellenmesi noktasında hukukun etkin ve adil işlemesini zorunlu kılmaktadır.

Ayrıca, medyanın şiddeti toplumsal bir sorun olarak görmek ve bu yönde bilgilendirici haberler de yapmak yerine aile içi şiddet, çocuklara ve kadınlara yönelik tecavüz, taciz haberlerini "ilgi çekici" olarak kabul edilen polisiye boyutuyla vermesi ve haberlerin hemen hepsinde saldırganın değil kurbanın fotoğraflarına yer verilerek deyim yerindeyse kurbana ikinci bir darbe daha vurulmakta, benzer olaylarla karşı karşıya kalan kadınların sorunlarının çözümü için bilgilendirici ve yol göstericilikten uzaklaşılarak ve haber yapılan olayın toplumsal sistemle olan ilişkisi irdelenmeden sansasyonelleştirme şiddet ile birlikte kadına karşı önyargıyı da körüklemektedir.

Bu nedenle medyanın da şiddetle mücadelede toplumu bilgilendirme görevinin yanı sıra toplumu aydınlatma yönündeki çabasının şiddetle mücadeleye önemli katkılar sağlayacağı unutulmamalıdır.

Çocuk ve Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesi amacıyla çıkarılan başta 5395 Sayılı Çocuk Koruma Kanunu, 6284 Sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun, 6284 Sayılı Kanunun Uygulanmasına Dair yönetmelik, yayımlanan genelgeler olmak üzere 5237 Sayılı  Türk Ceza Kanununda, 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunda yapılan düzenlemelerin  çoğu zaman uygulamadan kaynaklanan nedenlerle işlevsiz kaldığı ortadadır. Bunun yanı sıra gerek siyasi iradenin söylem ve eylemleri , gerek toplumda halen daha şiddetin sorun  çözmede bir yöntem olarak algılanıp toplumun geniş kesimlerinde şiddetin bir terbiye şekli olarak halen kabul görmekte olması   ve gerekse  her olaydan sonra mağdurun mağduriyetinin giderilmesi yerine “olay sırasında üzerinde ne olduğu… ne iş yaptığı… gibi konuların gündeme getirilip olayın bir anlamda şiddet mağdurunu linç kampanyasına dönüşmesi buna karşılık şiddet uygulayana hoşgörü ile yaklaşılması şiddetin önlenmesine ilişkin  önleyici tedbirlerin alınması noktasında zafiyete neden olmaktadır.

Tüm bunların yanı sıra gerek basına yansıyan haberlerden gerekse çevremizde yaşanan olaylardan çocuğa, kadına, engelliye, akıl hastasına uygulanan şiddetin benzerleri hayvanlara da uygulandığı, kuyruklarını kesmek, taş atmak, sopayla dövmek, aç bırakarak dövüştürmek, üstüne asit dökmek, yakmak, tecavüz etmek şeklinde hayvanların da aynı acımasızlığın kurbanları olduğu gerçeği göz ardı edilmemelidir.

Hayvanlara  şiddet uygulayan kişilerin bir sonraki aşamada  belki çok daha güçlü bir biçimde çocuk ve kadınları hedef alabileceği, bu kişilerin  tecavüzden, vahşice öldürmeye kadar her türlü suçu işleme potansiyeline sahip kişiler olduğundan hareketle hayvanlara yönelik şiddeti,n önlenmesi noktasında acil ve etkin çözümler alınmasının gerekirken halen daha Hayvanları Koruma Yasası’nda gerekli değişikliklerin yapılmayarak ’herhangi bir hayvanı vahşice öldürmenin, asmanın, kesmenin, gözünü oymanın, tecavüz etmenin ya da yakmanın cezasının’ kapalı alanda sigara içmeye eşdeğer görülmesi kabul edilemez.

SONUÇ OLARAK: 

Gazetelerin 3. Sayfası her gün şiddet ve vahşet haberleri  ile dolarken;   çocuğa, kadına, akıl hastasına, engelliye ve hayvanlara yönelik şiddetin ve bu şiddet eğiliminin sebeplerinin araştırılarak çözüm bulunması yerine  şiddeti meşrulaştırıp sıradanlaştıranları, yanşan  şiddete söylemleri yahut eylemleri ile destek verenleri, şiddetin hızla artmasına göz yumanları ve  gerekli tedbirleri almayarak şiddete zemin hazırlayan  görev ve sorumluluk sahiplerini göreve davet ediyor ve tüm ilgililere sesleniyoruz.

1. Şiddetin önlenmesi noktasında şiddet ortamına zemin hazırlayan Evde, okulda, yolda, sokakta,  işyerinde, cezaevlerinde  yaşanan tüm olumsuzluklara karşı yasal önlemler bir an önce  alınmalıdır.

2. “Kadın bize emanettir” , “ Kadın herkesin içinde kahkaha atmayacak”, “kadınlar kısa etek,tayt,  dekolte giymesinler”, “mini etekle sokağa çıkarsan tecavüze uğrarsın”  “hamile kadın sokağa çıkmasın”, “ kadın çalışmasın,  annelik kariyeri yapsın”, “6 yaşında kız çocuğu evlendirilebilir” “dayak cennetten çıkmadır”, “kızını dövmeyen dizini döver”  şeklindeki söylemlerden bir an önce vazgeçilmelidir.

3. Hükümet üyeleri, siyasetçiler, topluma kanaat önderi olarak lanse edilen kişiler, adalet mensupları “Çocuğa ve kadına  yönelik itibarsızlaştıran, küçük düşüren, hedef gösteren kışkırtıcı üslup ve açıklamalardan vazgeçmelidir.

4. Hiç bir gerekçe taciz ve tecavüz suçunu haklı gösteremez. Bu nedenle mağdurlarının olayın sebebi gibi gösterme anlayışından vazgeçilmeli ve  bu durum tartışılır olmaktan çıkarılmalıdır.

5. Kollukta ve Mahkemede Taciz ve tecavüz mağdurlarına “Üzerinde ne vardı?”, “O  Saatte sokakta ne işin vardı?”  Ne iş yapıyorsun?” gibi sorular sorulmamalı, taciz ve tecavüz mağdurunun giydiği, kıyafet, yaptığı iş, gülmesi, konuşması tahrik indirimine  dayanak yapılmamalıdır.

6. Taciz ve tecavüzün suçlarında mağdurun  sadece taciz ve tecavüze uğrayan çocuk ve kadınlar olmadığı, toplumda yaşanan tüm çocuk ve kadınların da potansiyel mağdur olduğu unutulmamalı, tacizcilere  ve  tecavüzcülere ceza tayin edilirken sanıkların;   mahkemeye karşı olan saygılı tutumları,  “pişmanım”,  “istemeden oldu”, “bir anda oldu” vb. söylemleri, yahut tecavüzün yarım kalması nedeniyle  cezalarından  iyi hal indirimi  yapılmamalıdır.

7. Kolluk ve adli makamlar mağdurların şikayetine ciddiyetle eğilmeli, yükümlülüklerini yasalar çerçevesinde eksiksiz şekilde yerine getirmeli, mağdurların baskı altına alınmasına yönelik eylem ve söylemlere karşı önleyici tedbirleri ivedilikle almalıdır.

8. Tacizin ve tecavüzün de şiddetin bir parçası olduğundan hareketle  şiddet bir bütün olarak ele alınarak her tür baskı ve şiddetle mücadele noktasında etkin önleyici tedbirlerin yanı sıra şiddet uygulayıcılarının cezalandırılması noktasında Türk Ceza Kanunda da gerekli düzenlemeler yapılmalıdır.

9. Mağdurlara  hukuki desteğin yanı sıra  psikolojik destek de dahil ücretsiz tıbbi yardım sağlanmalıdır.

10. Aile içinde öfke ve saldırganlığın kontrol altına alınamaması halinde gerek ana baba gerekse çocuk üzerinde onarılması güç yıkımlara yol açtığı göz önüne alınarak  saldırgan davranışların ortadan kaldırılması, öfke duygusunun denetim altına alınması ve sağduyulu bir biçimde ifade edilebilmesi için örgün ve yaygın eğitim kurumlarında öfke duygusunu sağlıklı yollarla ifade etme becerilerinin kazandırılmasına yönelik eğitimlere yer verilmelidir.

11.Çocuklar hakkında tutuklama kararı verilirken bir kez daha düşünülmeli, cezaevlerinde devlet gözetimi altında olması gereken çocuklara yapılan işkence ve tecavüzlerin önlenmesine yönelik etkin tedbirler acilen alınmalıdır.

12.Çocuk istismarının görüldüğü 57 ailenin incelendiği bir araştırmada çocuk istismarı ile hayvana kötü davranış arasında bir ilişki olduğu kanıtlanmıştır. Bu ailelerin yüzde 88’inde çocuğun yanı sıra bir hayvan da istismar edilmiş ve her dört hayvandan üçünün, çocuğu disipline etmek ve gözdağı vermek için yaralandığı ya da öldürüldüğü, hayvana şiddet gösteren ebeveynin çocuğa da şiddet gösterdiği ve bu kişinin genellikle baba olduğu, kalan her dört hayvandan birini yaralayan ya da öldürenin ise istismar edilen çocuğun kendisi olduğu ve bu şekilde acısı ile aczini hayvana yansıttığı ortaya çıkmıştır. Hayvana eziyet-aile içi şiddet ilişkisi noktasına ise hayvana kötü davranışla aile içi şiddet arasında ilişki kuran pek çok çalışma yayınlanmıştır. Örneğin Yale Üniversitesi’nden antropolog David Levinson, farklı kültürlerde aile içi şiddeti incelediği kitabında hayvanlara kötü davranan toplumlardaki kadınların, eşleri tarafından daha fazla şiddete maruz kaldığını ve öldürülme riski taşıdıklarını kanıtlamıştır. Korunmasız ve savunmasız kedi yavrularının acımasızca  tekmelenerek öldürülmesi, köpeklere tecavüz edilmesi, sağlıklı insan davranışı değildir. Bu şekilde hayvanlara  şiddet uygulayan kişilerin bir sonraki aşamada  belki çok daha güçlü bir biçimde çocuk ve kadınları hedef alabileceği tecavüzden , vahşice öldürmeye kadar her türlü suçu işleme potansiyeline sahip kişiler olduğu asla  unutulmamalı ve hayvanlara uygulanan şiddetin önlenmesi ve hayvanlara şiddet uygulayanların da en ağır şekilde cezalandırılması yönünde gerekli yasal düzenlemeler bir an önce yapılmalıdır.

Basına ve Kamuoyuna Saygı ile Duyurulur.                                          

                                                                            ANTALYA BAROSU BAŞKANLIĞI

2005 10 10 246
© 2013 Antalya Barosu Başkanlığı Her Hakkı Saklıdır. SADECEWEB